Pek çok kişinin merak ettiği ‘Varis neden kadınlarda 9 kat daha fazla görülür?’ sorusuna yanıt arayan 2026 uzman görüşleri, hormonal yapı ve yaşam tarzı faktörlerinin bu çarpıcı istatistik üzerindeki etkilerini detaylı bir şekilde ele alıyor.
Varis, yalnızca estetik bir sorun olarak görülse de bazı hastalarda ciddi dolaşım bozukluklarına yol açarak yaşam kalitesini belirgin biçimde düşürüyor.
Figen Balcı’nın hazırlayıp sunduğu “Figen Balcı ile Hayatın Reçetesi” programına konuk olan Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Uğur Bengisun, varisin türüne ve evresine göre değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı.
Prof. Dr. Uğur Bengisun: Her varis aynı değil
Varislerin büyüklüklerine ve etkilediği damar yapısına göre farklı şekillerde ortaya çıktığını belirten Prof. Dr. Bengisun, bazı varislerin yalnızca görsel rahatsızlık oluştururken bazılarının ciddi dolaşım sorunlarına neden olabildiğini söyledi. Bengisun, bu ayrımın doğru yapılabilmesi için mutlaka uzman hekim tarafından, ayakta yapılan doppler ultrasonografi ile değerlendirme gerektiğinin altını çizdi.
Belirtiler hafife alınmamalı
Varisin sadece görüntüyle sınırlı kalmadığını ifade eden Bengisun, hastalığın bacaklarda ağrı, kramp, kaşıntı, deride renk değişikliği ve ileri evrelerde “varis ülseri” olarak tanımlanan açık yaralara kadar ilerleyebildiğini belirtti.
Kadınlarda 9 kat daha fazla görülüyor
Varisin görülme sıklığında cinsiyet farkına dikkat çeken Bengisun, kadınlarda erkeklere göre yaklaşık 9 kat daha fazla varis görüldüğünü söyledi. Bunun nedenleri arasında genetik yatkınlık, uzun süre ayakta kalma ya da hareketsizlik ve kas yapısındaki farklılıklar yer alıyor.
Gebelik döneminde artan karın içi basınç ve menopoz sürecindeki hormonal değişikliklerin de varis riskini artırdığına işaret eden Bengisun, güçlü bacak kaslarının ise şikâyetleri azaltabildiğini ifade etti.
Tanıda altın standart: Doppler USG
Doppler ultrasonografinin hem tanı hem de tedavi planlamasında kritik rol oynadığını belirten Bengisun, şu bilgileri verdi:
“Doppler USG ile damardaki kaçağın nereden başladığını, hangi alanı etkilediğini, yüzeysel mi derin sistem mi olduğunu net şekilde görebiliyoruz. Ayrıca daha önce geçirilmiş toplardamar pıhtısı, yani derin ven trombozu sonrası gelişen sekonder varisleri de bu yöntemle ayırt edebiliyoruz.”
Tedavi hastaya göre değişiyor
Varis tedavisinde tek bir yöntem olmadığını vurgulayan Prof. Dr. Bengisun, hastalığın evresine göre farklı yaklaşımlar uygulandığını söyledi. Bengisun, kılcal damar varisleri, yüzeysel damar sorunları ve ana damardaki yetmezlikler için ayrı tedavi planları gerektiğini belirtti.
Günümüzde cerrahi dışı yöntemlerin de yaygınlaştığını ifade eden Bengisun, lazer ve radyofrekans gibi ısı bazlı uygulamaların yanı sıra köpük skleroterapi ve damar içi yapıştırıcı yöntemlerinin de başarıyla kullanıldığını aktardı.
“Varis mutlaka tekrarlar” algısı doğru değil
Toplumda yaygın olan “varis tedavi edilse bile tekrarlar” düşüncesinin doğru olmadığını söyleyen Bengisun, doğru hastaya uygun tedavi uygulandığında nüks riskinin oldukça düşük olduğunu belirtti.
Ameliyat sonrası sürece de değinen Bengisun, hastaların yaklaşık üç hafta ağır spordan kaçınması ve en az iki hafta orta basınçlı varis çorabı kullanması gerektiğini ifade etti.
Varis, yalnızca estetik bir sorun değil; tedavi edilmediğinde ciddi sağlık problemlerine yol açabilen bir hastalık olarak öne çıkıyor. Uzmanlar, erken tanı ve doğru tedavi ile bu sürecin büyük ölçüde kontrol altına alınabileceğine dikkat çekti.
Muhabir: Nur Yıldız

